Drahthaar Eğitimi

DEUTSCH  DRAHTHAAR’DA EĞİTİM
Yazan: Ömer Borovalı

Çocukluğumdan beri hep köpeklerim olmuştur. Ailemde avcı olmamasına rağmen sahip olduğum köpekler, benim avcılık denilen bu tutkuya bir şekilde çocuk yaşta yakalanmış olmamadan dolayı, hep av köpekleri olmuştur. Yanısıra, on yaşındayken sahip olduğum  bildiğimiz cins adıyla Kurt köpeği, 1980’den sonra evimin hiç eksilmeyen varlığıydı ve hiç eksik olmadı. Küçük çocukluğumdaki babama yalvarmalarımla sahiplendiğim iki kırma köpeği saymazsam-ki onlar da biri seter biri de kurt köpeği kırmalarıydı-ilk ciddi safkan köpeğim 1964’de İngilterede talebeyken aldığım İngiliz Puanterim oldu.Talebe evimdeki bir şey bilmeden sözde itaat eğitimlerim pek de başarılı olamamıştı. İngiltere’den temelli dönüşümde de sevgili köpeğimin İtalya-Yugoslavya hududunda trenden çalınması sonucu göz yaşları içersinde Türkiye’ye dönmüştüm. Trende ancak arkada çekilen yük vagonunda köpeğin taşınmasına izin veriliyordu. Netice de bu oldu. İngiltere’den uçak yerine neden tren ile döndüğümü düşünecek olursanız, benim uçak biletimin fiyatı kadar köpeğin de bilet fiyatı tuttuğundan, babamdan da o parayı koparamadığım için, köpeğimle birlikte çok daha ucuz olan kuşetli tren (yataklı değil) ile dönmeye karar vermiştim.

Askerliği de aradan çıkardıktan sonra köpeksiz kalacak halim yoktu. 1969 yılında İzmir’de çalıştığım sıralarda, dostum Osman Giraud’un Weimaraner‘inin Pointer’ine yaptığı bir tecavüz neticesi çıkan yavrularından bir erkek yavru edindim. Bol ava götürdüm. Çok iyi kokulu iyi bir kıyma makinesiydi. Sonunda gene bir Çulluk avında çiğnene çiğnene getirilen kıyma olmuş Çulluklara tahammülüm kalmadığında “dayağın cennetten çıkma” olduğu ve en iyi eğitici olabileceği savı ile yermisin yemezmisin girişimim sonuç verdi. Dik (köpeğin adı), “bir daha tövbe yemem” dedi ve bir daha hiçbir vurulan kuşu ağzına almadı. Hatta bu yeni huyuyla birlikte, birçok kere arayıp bulduğu ve görmezden geldiği Çulluğu bazen üstünü yapraklarla örtüp, arama pozuna da devam etti. Bu da tabii benim eğitim beceriksizliğimin bir neticesiydi.

Sonra 1975’de Almanya’dan Kuzhaar’cı Alman bir arkadaşım vasıtası ile aldığım ilk Kurzhaar’ım  ile safkan Alman ırklarına geçmiş oldum.  İlk ciddi eğitim çalışmalarına da o Kurzhaar ile başladım. İyi bir av köpeği olmadı ama itaat eğitiminde benim için köpek eğitiminde iyi bir tecrübe oldu. Arada da kısa dönemli yerli tedarik ama oldukça yakışıklı Kurzhaar ve Drahthaar yavrularım da oldu ama çeşitli sebeplerden bu beraberliklerimiz kısa sürdü.

İngiliz Puanter’lerinin o muhteşem fermalarının hatırına 1989  yılında İtalya’dan üç aylık bir dişi Puanter yavru getirtmiş onunla da çok keyifli avlar yapmıştım. Çok iyi sarpa giren harika apotrları olan ufak yapılı bir Puanterdi. Bulgaristan’da vurduğum koskoca Tavşan’ları aport edişini unutamam.

1992 yılında Avusturya’dan getirilmiş şecereli bir erkek D.Drahthaar edindim. O sıralar işletmekte olduğum Durusu’daki Sülün avlağımızda yetişti Tora. Hergün orada olduğum için neredeyse her gün, salınıp vurulamayan Sülünleri avlamasak da buluyorduk ve tabii çataklarda da Çulluk avlamakla geçiyordu av eğitimlerimiz. Sonraları 1994-5 sezonunda da Aksicim köyündeki Mehmet’in oğlu Hakan’a bıraktım o kış çok sık İstanbul dışında olduğum  için. Ve Tora çok iyi bir av köpeği oldu. 13 yıla yakın onunla unutamayacağım avlar yaptım.

Bu yazımda nasıl iyi bir av köpeği yetiştirileceği konusunda bir şey yazmayacağım. Zaten ortalıkta müthiş avlar yapan köpekleri de keyifle izliyoruz, hikayelerini dinliyoruz. Ayrıca zaten bu konuda avcı profesörlerimiz de bolca var. Birkaç yıl av köpeği bakan! herkes bu bilgeliğe ulaşıyor nasılsa.

Av köpeği’nin avcılığında şunu bir kenara kaydedelim ki; Bir köpek ne kadar çok ava çıkartılır ve ne kadar çok kuş görürse o kadar tecrübelenir.  Tabii bu tecrübesini beynine kaydetmesi de köpeğin bireysel algılama becerisi ile doğru orantılıdır. Unutulmamalıdır ki bunda köpeğin gene bireysel koku alma hassası da önemli rol oynar. Kuvvetli kokusu olan bir köpeğin çıktığı merada kuş bulma olasılığı ile kısa kokulu bir köpeğin kuş bulma olasılığı aynı olamaz. Ama bunda da ayrı bir faktör rol oynar. Köpeğin hırsı. Hırsı az olan ama kuvvetli kokulu bir köpek ile sarpı adeta parçalarcasına av arayan engel tanımayan hırs fışkıran ama kısa kokulu bir köpek ile karşılaştırdığınızda muhtemelen o kısa kokulu hırs makinesi diğerinden daha da fazla av bulacaktır. Burada da gene çok ava gitmek önemli bir rol oynayacaktır. Hırsı az olan kuvvetli kokulu bir köpek de çok ava götürülüp fazla kuş bulduğunda ve hele bunun sahibini de memnun ettiğini görürse (bir iki okşama ve “aferin” yetecektir) bu keyif hırsını arttıracaktır.

İTAAT EĞİTİMİ

Yukarıdaki uzunca giriş ile amatörce de olsa köpeklerle olan geçmişimden bahsettim. Asıl yazmak istediğim ve her ırk için geçerli olmakla beraber özellikle D.Drahthaar ve D.Kurzhaar gibi Kontinental ırkların başlıca köpeklerinde çok önemli bir yeteneğin ortaya çıkarılması hususudur. Bu yazacaklarımın göstergesi de, sitemizin damızlıklarda da yerini alan D.Drahthaar köpeğim Xito II v.Böckenhagen, çağırdığım adıyla Nero’dur. Nero şimdilik memleketimizdeki feremalı av köpekleri arasında benim verdiğim eğitim ile BG-Begleitshund (Refakat köpeği) sınavına girerek başarı ile sertifikasını almış olan tek köpektir.

Şimdi gelelim köpeğin itaat etmesini öğrenmesinin önemine.

Köpeğinizle birlikte av yapmanızın başlıca sebebi, köpeğinizin size av bulmasıdır. Yani size hizmet etmesidir. Yani o sizin için av yapacak ve sizin avcılığınıza uyacak. Siz onun değil. Tabii bu uyum için de köpeğinizin ne istediğinizi anlaması gibi doğuştan gelen bir dehası olamayacağına göre sizin bunu ona öğretmeniz gerekir. Bu öğrenme de gene köpeğinizin algılama kapasitesinin dışında özellikle sizin öğretme becerinizle doğru orantılıdır.

Şunu peşinen kabul etmemiz gerekir ki, köpeğinizin sizin emirlerinize itaati, sizin rahat etmeniz demektir. Köpeğinizle beraber olduğunuz zamanlar sizi sinir küpü haline çeviren zamanlar değil, tam tersine keyif alacağınız bir dostluk haline gelecektir.

En basitinden kayışına asılmadan yanınızda yürüyen bir köpekle rahat yürürsünüz. Çağırdığınız zaman (bağıra çağıra değil de düdüğünüzü çalınca) hemen yanınıza gelen bir köpekle rahat edersiniz. Köpeğinizin söylediğiniz zaman söylediğiniz yerde durması sizi rahat ettirir. Mesela ava gittiğinizde arabayı yol kenarında park etmişseniz, arabanızın kapağını açar açmaz fırlayan köpek veya avdan arabaya dönerken, köpeğinizin koşarak arabaya gitmesi, belki de yoldan hızla geçen bir araba tarafından çarpılmasına sebep olabilecektir. Halbuki bir düdük ile olduğu yerde çakılıp kalan veya anında dönüp yanınıza gelen bir köpek böyle bir talihsiz kazaya da kurban gitmeyecektir. Bu ve benzer örnekler çoğaltılabilir. Zannedersem, bu verdiğim örnekler dahi köpeğinizle beraberliğinizde eğitiminin ne kadar önemli olduğunu sizin kendi rahatlığınız açısından ortaya koymuştur.

Ama tabii köpeği ile tek ilişkisi köpeğini avdan ava hatırlayıp ava götürüp orada kendine avlanan köpeğinin arkasından koşmayı kabullenmiş, dönüşünde de arabaya ve gene kulübesine bırakıp başka hiçbir ilişkisi olmayan kişilerin de eğitim aklına bile gelmemektedir. Ama çağırdığında köpeği yanına dönmezse de kendi rahatsızlığının ulaştığı sinirlenme düzeyinde atacağı dayak da köpek eğitiminden anladığıdır. Gene de, bütün olumsuz şartlarına  rağmen sahibine müthiş avlar yapan pek çok da köpek olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama düşünsenize bir kere, o köpekler bir de itaat eğitiminden geçse nasıl olurlardı.

Avcılarımızın bir çoğunun bir diğer rahatsızlığı da köpeğinizin vurduğunuz avı getirmemesi aport etmemesidir.  Çok rastladığımız bir olaydır, bir çok avcının köpeğini anlatırken, her şeyinin iyi olup bir tek aport etmediğinden bahsetmesi. Neden aport etmez hiç düşündünüz mü? Çünkü aport onun için bir oyundur ve o da bu oyundan  haz etmemektedir.

Bir Alman yetiştiricinin şu sözleri benim için köpeğimin eğitiminde önemli bir kılavuz olmuştur. “Aport köpekten beklediğiniz bir görev olmalıdır. Sizler köpeğiniz yavruyken birtakım cisimleri atıp yavrunun onun peşinden koşup aport etmesini istersiniz. Bu sizin yavruyla oynadığınız bir oyundur. Yavru da bu oyunun bir parçası olarak attığınız o cismi bazen getirir, siz ağzından almak istediğinizde ağzından bırakmak istemez, direnir veya kaçar. Kovalayıp almaya kalkarsanız da oyun daha da bir çekici hale gelmektedir o yavru için. Yavruyu bir şekilde ağzındakini size getirmeye ikna eder veya bir ödülle kandırsanız bile onun aklında aport hep oyundur. Yani sıkılınca vaz geçebileceği, getirmeyebileceği bir oyun. Avı sıkmak, çiğnemek de bu oyundan kalma eğilimler. Halbuki yavru köpeğinizle bu aport oyununu hiçbir zaman oynamazsanız ve aport eğitimine doğrudan köpeğinize “aport” veya “al” komutu ile elinizde tuttuğunuz herhangi bir cismi almasını öğretirseniz köpek bunu emir olarak algılayacak ve buna itaat etmeyi öğrenecektir. Daha ileriki safhalarında da “aport” komutu ile uzağa attığınız cismi veya vurulup düşen avı gidip alıp size getirecek ve elinizi uzatıp “bırak” komutunuz ile elinize verecektir. Burada köpeğin ağzına aldığı cismi veya avı çiğnemesi için de bir sebebi yoktur. Zira o sadece ağzında tutmayı ve size getirmeyi öğrenmiştir. Avı da size canlı olarak getirip teslim edecektir. Görev tamamlanmıştır.

Bu yazımda eğitimin nasıl verileceğinin dersini vermediğim için bu fasılları anlatmayacağım. Sadece eğitimin mantığından bahsetmek istedim. Bu mantığı kabullendiğiniz takdirde eminim size yardımcı olacak kitaplar ve kişiler bulursunuz. Deustch Drahthaar Derneğimiz ile de temasa geçerseniz size eğitim konusunda da yol göstereceklerinden eminim. Şunu da hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum, köpek sahiplerinin köpeklerinden önce kendilerini eğitmeleri gerekiyor, zira köpek eğitimi bıkmadan sabır gerektiriyor. Ama Deutsch Drahthaar ile çok uzun sürmüyor  mutlu sona varmak. Yalnız unutmayın, köpeğiniz ne cins olursa olsun, ne kadar akıllı ve kolay öğrenen bir köpek olursa olsun, öğrettiklerinizi her fırsatta tekrar edin. Zira zaman içersinde unuturlar.  Öğretirken her fırsatta kaytarma ve hemen yerine getirmeler olacaktır. İsrarcı olun, vaz geçmeyin, o zaman o kazanmış olur. Ve hele öğrenme döneminde her öğrettiğiniz emirle yerine getirildiğinde muhakkak ufak bir ödül verin. Bu yaptığının değerine göre “aferin, baş okşama, bir bisküvi parçası ve/veya büyük bir sarılma tezahüratı” olabilir. Ama köpek memnun olduğunuzu görmelidir. Sizi memnun etmek de dostunuzun en büyük kazancıdır. Onun için de emirler yerine getirilmeye başlanır.

Drahthaar, sahibi ile çok sıcak bir dostluk yaşayan çok sevecen bir köpektir. Sert bir köpek olduğu yanlıştır. Evet merada girmeyeceği yer yoktur. Ama insanlara ve diğer köpeklere karşı teşvik edilmedikçe sert değildir. Sert ve saldırgan olmamayı da siz öğreteceksiniz.

Çok doğru bir karar verdiniz, Drahthaar’ınızla nice keyifli avlar ve dostluklar dilerim.